Erol Sayan’ın nazari görüşlerine yönelik bir kritik

 

Erol Sayan hoca, 5 Nisan 2009 tarihinde, ODTÜ’de kurduğu “Klasik Türk Musıkisi Topluluğu” çatısı altında, "Türk Müziğinde Ses Sistemleri Önerileri" başlıklı bir sunum gerçekleştirmiş. Ben bu sunuma davet edilmediğim için katılmadım. Sonradan sunum metinleri elime internet kanalıyla ulaştı.


Erol hoca’nın nazari konularda iddialı olduğu bilinir. Ancak, sunumunda vahim teknik yanlışlar yaptığını gördüm. Hemen sonra, Makam müziği camiasındaki insanları bu yanlışlar karşısında bilgilendirme ihtiyacını hissederek, sunum metninin kritiğini kaleme almaya karar verdim. Vakit yitirmeden, bir gün içinde kritiğimi tamamladım.


Orijinal metin üzerinde İlkbahar 2010 itibariyle minik redaksiyonlar gerçekleştirmiş bulunuyorum:



Erol Sayan’ın “TÜRK MÜZİĞİNDE SES SİSTEMLERİ ÖNERİLERİ” Başlıklı ODTÜ Sunumunun Metinsel Eleştirisi

 

 

Dr. Ozan Yarman

6 Nisan 2009

 

 

Erol Sayan hocayı Türk Makam müziği camiasında tanımayanımız her halde yoktur. Kendisi önemli bir bestekarımız ve aynı zamanda ileri düzeyde bir icracımızdır. Makam müziğindeki nazari meselelere ayrıca eğilmesini ve icra-nazariyat eksenindeki tıkanmalara yönelik çözüm arayışlarına girme gayretlerini takdirle karşılıyorum.

 

Erol Sayan hoca, 5 Nisan 2009 tarihli ve “Türk Müziğinde Ses Sistemleri Önerileri” başlıklı ODTÜ KTMT sunumunda, esasen, "Türk Müziği’nde Uygulama ve Kuramdaki Sorunlar ve Çözümleri" Kongresindeki bildirisinde dile getirdiği görüşleri devam ettiriyor.

 

Gelgelelim, Erol Sayan hoca’nın birtakım teknik ifadeleri ve yaptığı bazı yanlışlar, keşke bu seminer metnini sunmadan önce nazariyat alanında biraz daha derinlemesine araştırma yapsaydı dedirtiyor.

 

Erol Sayan’ın, sunum metninde göze çarpan en vahim yanlışlarından biri, aralıkları bulmada frekansların birbirinden çıkartılacağını sanmasıdır.

 

Nitekim, Erol Sayan, sunumunda aralık için “iki ses arasındaki incelik-kalınlık (tizlik-peslik) farkıdır” şeklinde bir tarif yaptıktan sonra, “Aralıklar-Oranlar” bahsinde, 440 Hz ile 320 Hz’lik seslerin arasındaki aralığı, 440-320=120 Hz olarak vermekte, İki ses arasında “120 frekans/Hz. lik aralık vardır” demektedir! Metni ilk okuduğumda gözlerime inanamadım; zira, en temel psiko-akustik kaynaklarda görülebileceği üzere, aralıklar frekans cinsinden değil, frekansların birbirine oranı, yani bağıl frekans cinsinden açıklanır. Erol Sayan hoca, farkında olmadan, akustik alanında “difference tone” (farki ses) de denilen “combination tone” (bileşim ses) kavramını keşfetmiş, bunu aralık olarak takdim etmeye kalkışmıştır.

 

Bazı teknik ifadeler ise kitabi nazariyatçıları oldukça rahatsız edecek cinsten.

 

“Muayyen her frekans bir perdeyi temsil eder.” ve “perdelerin logaritmik oranları özeldir, ulusaldır.” demiş Erol Sayan. Halbuki, neva perdesinin perde olarak kalması için ille de 440 Hz olması gerekmediği, sözgelimi, tanburdaki konumu kati olarak aynı kaldığı halde, frekansının, gerek hafifçe parmak kaydırma yoluyla, gerek tel gerginliği ayarlanarak, değiştirilebileceği malumdur.


Nitekim, bir perdenin frekansı Ahenkle, diğer bir deyişle diapazonla belirlenir. Neva perdesi Bolahenk’te 440 Hz kabul edilir; sözgelimi Süpürde’de 391 Hz olur, Mansur Nısfiye’de (bugünki notalar uluslararası standart diapazon’da okunursa) 587 Hz’e fırlar. Frekansı değişebildiği halde bir perde perde olmaya nasıl devam eder diye sorulursa, bağıl yahut göreli frekans kavramı devreye girer. Bağıl frekans demek, referans olarak 1 alınan ve frekansı istenilen bir sayı tayin edilebilecek bir noktaya göre, bütün diğer perdelerin oranlanması demektir. Mesela, rast perdesi, kaba çargah’a (3/3=1’e) göre, frekansı hangi sayıya tekabul ederse etsin, saf beşli aralığı (3/2) uzaktadır.


Benzer olarak, Arel-Ezgi-Uzdilek düzeninde tüm perdeler, referans alınan kaba çargah’a (1/1’e) uzaklıkları cinsinden, kesirlerle belirlenirler. Bırakalım frekans biriminin logaritmik oranını almaya kalkışmanın hiçbir mana ifade etmediğini bir tarafa, bir perde bağıl frekans olarak açıklandığında bile oranlarının logaritmasını alamazsınız, çünki bir perde tek bir frekans oranına tekabul eder. Doğru işlem, bağıl frekansın logaritmasını almaktır. Bu bile tek başına çok anlamlı değildir. 1885’te, Alexander J. Ellis, Helmholtz’ün Die Lehre von den Tonempfindungen adlı kitabının genişletilmiş çevirisinde, sent (¢) adını verdiği bir aralık ölçüm birimi önermiştir [s. 446-51]. Sent oktavın 1200’üncü kuvvetten köküdür: 2(1/1200) yahut exp {(ln 2)/1200}. Buna göre, bir sentin bağıl frekansı 1:1.0005777895 olup, eşit yarımtonda 100, oktavda 1200 tane sent vardır. Herhangi bağıl frekansın sent değerini bulmak için kullanılacak formül {log2 Oran x 1200 = ¢} yahut {log10 Oran x (1200 / log10 2) = ¢}’tir. Sent adedinin karşılığı olan bağıl frekans, {2(¢/1200)} işlemi ile, bulunur. Görülebileceği gibi, logaritma, bağıl frekansların sent gibi aralık birimlerine çevrilmesinde bir araçtan ibarettir.

 

Erol Sayan diyor ki:

 

  1. “1nci Do 115 Frekans/Hz. ise 2nci Üst Do (115 x 2) = 330 Frekans/Hz. olur. Bu oranlar, meydana gelen titreşimin üst ve alt doğuşkanlarının kendi aralarında oluşan oranlarıdır.”

 

115 x 2 = 230 Hz yapar ve ortada oranlar yok. Bir tek orandan bahis olacaksa, o da 230’un (Üst Do’nun) 115’e (1. Do’ya) oranıdır. Oktav aralığı için, meydana gelen bir titreşim değil, aynı anda veya müteakip olarak iki müstakil titreşimden bahis mümkündür. Yukarıdaki paragraftaki ikinci cümle, tam bir teknik facia. Anlatılmak istenen, herhalde, 115 hz’lik Do’nun ikinci seleni ile 230 Hz’lik Do’nun birinci seleninin, bu iki ses aynı anda duyurularak tam çakıştırılması yoluyla, ikinci cins (psikoakustik) vuruların yokedilmesi ve 2/1 diadının elde edilmesi olacak.

 

Erol Sayan diyor ki:

 

  1. “Sekizli oranı (2/1), tartışmasız sıfır hatalı bir orandır. Beşli oranı (3/2), enaz hatalı sonuç verendir. Dörtlü oranı ile birlikte küçük bozulmalar başlamaktadır, kulak af edebilir. Kalan oranlar ise, çarpıklığın nedenleri konusunda en başta gelen elemanlar olmaktadır.”


Saf beşli ve saf dörtlü oranlarının ne tür hatalı sonuçlar verebileceğini anlamaktan acizim. Bozulmalardan ve çarpıklıklardan maksat, eğer bakiye, k. mücenneb, b. mücenneb, tanini gibi aralıkların, Oktavın 53. kökü (2(1/53)) olan Holder komması adediyle tanımlanması sonucu oluşan farklar ise, bunun tablosu aşağıdadır:



Görülebildiği gibi, tanımlanan tüm aralıklar için en büyük mutlak fark 1 sentin altındadır. Doktora tezime veya Journal of Interdisciplinary Music Studies dergisinde yayınlanan makaleme bakılırsa, gerek AEU, gerek Yekta-24, 53-ton Eşit Taksimat içine fevkalade oturmaktadır. Bu durumda, çarpıklıktan bahis mümkün müdür?

 

Erol Sayan, Amerika kıtasını tekrar keşfetmeye çalışan biri gibi, saf oktavı 53 kommadan müteşekkil saydıktan sonra, kaçınılmaz olarak ima ettiği Holder kommasının bağıl frekansını 2’nin (oktavın) 53. kökünü alarak bulmuş, elde ettiği sayıyı adeta bir sihirbazlık marifetiyle 53 kere kendisiyle çarpıp başladığı noktaya, yani 2’ye dönmüştür. Bu işlemlerin bir totoloji numunesi olduğu aşikardır. Oysa ki, oktavın logaritmik olarak 53 parçaya bölünmesi sonucu elde edilen komma ve bu kommalara dayalı ses-düzeni 17. Yüzyılda yaşamış matematikçi Nikolaus Mercator ve müzik nazariyatçısı William Holder zamanından beri bilinmektedir.

 

Erol Sayan diyor ki:

 

  1. “Cent yolu ile yapılan hesaplar daha pratik ve daha çabuk yapılabilseydi onu tercih ederdik. Cent sistemi Avrupa Tampere edilmiş ve Eşit Aralıklı 13 Perde için pratiktir.”

 

Hakikat şu ki, Herhangi bir frekansı, Holder kommasının bağıl frekansı olan 1.013164143024915 sayısıyla çarpmak ile sent biriminin bağıl frekansı olan 1.0005777895 sayısıyla çarpmak arasında, ilkesel olarak bir farklılık yoktur. Her ikisinde de hesaplar aynı çabuklukta yapılabilecektir. Sent birimi, 12-ton eşit taksimatın eşit yarımseslerinden ne kadar sapıldığını göstermesi açısından, oktavda 53 eşit komma saymaya kıyasla, son derece pratik bir araç olarak kabul edilmektedir.

 

Gelelim Erol Sayan hocanın önerdiği ses-düzenlerine...

 

1. Öneri: 53-ton eşit taksimat içinden, başlangıç sesinin oktavı hariç, 29 perde.

 

Eşit olmayan aralıklı demeye lüzum yok, çünki 53-ton eşit taksimat içinden eşit aralıklı olabilecek yegane düzen 53-ton eşit taksimatın kendisidir. Erol Hocanın ilk önerisi, 53-tET içinden bir alt-kümedir:

 

Sayan-29, 53-tET’in 1 3 1 3 1 1 3 1 3 1 1 3 1 3 1 3 1 1 3 1 3 1 1 3 1 3 1 1 3  modudur. Müteakip aralıkları, 23+68+23+68+23+23+68+23+68+23+23+68+23+68+23+68+23+23+

68+23+68+23+23+68+23+68+23+23+68 senttir. Bu haliyle, sadece iki boy aralıkla, yani 23 sentlik komma ve 68 sentlik kromatik yarım ses aralıklarıyla açıklanabildiği için, düzen Ervin Wilson tarafından Moment of Symmetry (MOS) tabir olunan türden bir sistemdir.

 

Sayan-29, AEU’nun devamıdır denilebilir. Başlangıç perdesi kaba çargah (Do) alınırsa, buradan hareketle 17 tam beşli yukarı, 11 tam beşli aşağı gidilerek inşa edilir. En önemli farkı, 68 sentlik aralıkların “glissando bölgeleri” olarak değerlendirilmesidir. Uşşak makamının kararına giderken, icrada görülüp de notada ve nazariyatta açıklanmamış perdeleri tanımlamakta Erol hocanın ihdas ettiği “glissando bölgesi”, Urmevi’nin mücennebat ve Yalçın Tura’nın mücenneb bölgesi kavramlarını andırmaktadır. Ancak, glissando bölgesi yoluyla, Uşşak, Saba ve Hüzzam gibi makamlardaki karakteristik 2/3, 3/4 ve 4/5 tonluk sistem-dışı perdeleri nasıl açıklayabileceğimiz ve kanun ile tanburda mevcut olan ilave perdeleri nasıl anlamlandırabileceğimiz meçhul duruyor.

 

Sayan-29, bir perdesi dışında Gültekin Oransay’ın 29 perdeli düzeni [1959] ile pratikçe aynıdır. İki ses düzeni arasındaki farklar aşağıdaki tabloda görülmektedir:

 


Şu da teslim olunur ki, Sayan-29’da, natürel tonlarda 1, 4, 5, 8 kommalık ayrıntılardan başka, bemollü tonlarda 6 kommalık yahut 2/3 tonluk bir cins aralık daha ortaya çıkmaktadır. Bu aralık bazılarınca Uşşak makamının karakteristiği olarak addedilegelmiştir.

 

Transpozisyon olanaklarına bakıldığında ise, sözgelimi SAS [114+271+114 sent] tetrakordunu, bir uçtan A# tonuna, diğer uçtan Eb tonuna kadar aralıkların boyunu muhafaza ederek taşımak mümkündür.

 

2. Öneri: 53-ton eşit taksimat içinden, başlangıç sesinin oktavı hariç, 36 perde.

 

Bir önceki öneriden mülhem. Yine eşit olmayan aralıklı demeye gerek yok. Düzen 53-ton eşit taksimatın bir alt kümesi:

 

Sayan-36, başlangıç perdesi kaba çargah (Do) alınırsa, buradan hareketle zincir halinde 19 tam beşli yukarı, 16 tam beşli aşağı gidilerek inşa edilir. Düzen, 53-tET’in 1 3 1 1 2 1 1 2 1 1 3 1 1 2 1 1 3 1 1 2 1 1 2 1 1 3 1 1 2 1 1 3 1 1 2 1 modudur. Müteakip aralıkları, 23+68+23+ 23+45+23+23+45+23+23+68+23+23+45+23+23+68+23+23+45+23+23+45+23+23+68+23+ 23+45+23+23+68+23+23+45+23 senttir.

 

Açıkçası, Sayan-36’nın, SAS tetrakordunu, aralıkları muhafaza ederek, B# üzerinden taa Fb üzerine kadar taşımanın dışında pek bir espirisi yok. Nitekim, Uşşak, Hüzzam, Saba gibi makamların karakteristik sistem-dışı perdelerini Bolahenk’te bile tam anlamıyla temsil edemiyor. Zaten Erol hoca da bunu uygun olarak değerlendirmiyor.

 

3. Öneri: Modüler tesmiye olunan, içiçe geçmiş üç adet 12-ton eşit taksimattan müteşekkil Sayan-36M.

 

Bu ses-düzeni, bir adet 12-ton Eşit Taksimat alınarak, bundan bir Holder komması yukarıda ve bir Holder komması aşağıda birer 12-tET daha alınıp hepsi karılmak suretiyle varedilmiştir. Üç katmanda üç adet 12-tET’ten müteşekkil bir “bisiklet zinciridir”. Her 12-tET kendi kulvarlarında, 1/12 Pithagoryen komma tempere edilmiş beşlilerle oniki tur atarak kapanırlar.

 

Sayan-36M, aşağıdaki tabloda görülmektedir:



Bu düzende, temel AEU aralıklarından sapmalara bakalım:



Buna çok benzer bir sistemi, 14/12/2008 tarihinde, ama dört adet içiçe geçmiş 12-ton Eşit Taksimata dayalı olarak, başka bir yerde önerilen ve Makam müziğimiz için uygunluğu hayli tartışmalı olan 48-ton Eşit Taksimata alternatif olarak kurgulamışım:



Bu temperamanın özelliği, tıpkı Sayan-36M’deki gibi, ana katmanda yeralan ilk 12-ton Eşit Taksimattan bir komma (20 sent) aşağıdaki ve yukarıdaki katmanlarda birer 12-tET daha bulundurması ve bunlardan başka, dördüncü bir katmanda, Uşşak, Hüzzam ve Saba gibi makamların karakteristik perdelerine adanmış bir dördüncü 12-ton Eşit Taksimata sahip olmasıdır. Bu son katman, ana katmadan yaklaşık 49/45 (145 sent) uzaktadır. Zaten Erol Sayan hoca, Uşşak gibi makamlarda karara giderken glissando bölgesine perde eklenebileceğinden bahsederek, ses düzeninin prensipte 48 perdeye çıkmasına cevaz vermektedir. Onunla benzer bir çizgide olduğumuzu görmek beni sevindirdi. Lakin, benim önerdiğim ses-düzeni (Buna Yarman-48 diyelim) 5 ve 7-limitli aralıkları çok daha doğru karşılıyor.

 

SONUÇ

 

Erol hoca’nın belki de üzerinde en çok durulması gereken görüşü, 29 perdeli önerisindeki 68 sentlik eksik bakiye aralıklarını “glissando bölgeleri” olarak değerlendirmesidir. “Glissando bölgesi” tanımı, Urmevi’nin mücennebat ve Yalçın Tura’nın mücenneb bölgesi kavramlarını andırmaktadır. Ancak, diğer ikisinden farklı olarak, Uşşak, Saba ve Hüzzam gibi makamlardaki karakteristik 2/3, 3/4 ve 4/5 tonluk sistem-dışı perdelerin matematiksel temellerine ilişkin hiçbir açıklama getirmemektedir.


Kanun ile tanburda mevcut olan ilave perdelerin “glissando bölgeleri” ile nasıl anlamlandırabileceği meçhuldür. Son toplamda, bazı perdelerin aritmetik işlemlerle şaşmaz kesinlikte tespiti, diğerlerinin ise zapt-u-rapt edilmiş iki nokta arasında sonsuz bir muğlaklığa terkedilmesi, Makam müziği icrasının derinlerindeki psiko-akustik ve matematik temellere ışık tutmaktan çok uzak kalıyor. Neden bazı perdeler kesin noktasal olarak tarif edilmekteyken, diğer (sistem-dışı) perdeler noktasal değerlere raptedilemiyor olsun? Yahut, sistem-dışı perdeler bu kadar kaygan ve belirsiz ise, neden diğerleri bu kayganlıktan ve belirsizlikten muaf olsun?

 

Tarihi perde isimlerini külliyen terkedip, Erol hocanın önerdiği gibi sadece Do-Re-Mi’den ibaret bir düstura geçmekle, bu perde isimleriyle birebir bağlantılı olan makamların semantik köklerinden kopartılacağına dair ciddi kaygılar taşıdığım saklıdır.

 

Nazari meselelerde ülkemizde pek çok insan tek başına ve dünyada olup bitenleri yeterince incelemeden hareket etme yolunu seçiyor. Bu yöntem ile fazla mesafe katedilemediği gibi, bazen büyük yanlışlar yapılıyor. Nadiren, benzer bir noktaya farklı ve engebeli yollardan varıldığı da oluyor. Türk Makam müziği nazariyatında hiyerarşi ve terminolojik birlik sanki şart gibi duruyor. Türkiye’de bir “müzik nazariyatı platformunun” yokluğu derinden hissediliyor.